Yaşasın Gezi Direnişimiz

13 yıl önce, bir mekân mücadelesi olarak başlayan Gezi Direnişi, bu toprakların tarihindeki en kitlesel kırılma noktalarından biri olarak tarihe kaydoldu.

Gezi, yaşamın hedef alınmasına karşı kolektif bir itirazın pratik karşılığıydı.

Bu mücadele içinde yitirdiğimiz tüm canlarımızı saygıyla ve özlemle anıyor;

Gezi tutsaklarına bir an önce özgürlük istiyoruz.

Bugün Gezi’yi hatırlamak bir nostalji değildir.

Bugün Gezi’yi hatırlamak, onu tarihselselleştirmek; yarattığı ortak iradeyi, kamusal alanların yağmasına ve tüm baskılara karşı yükselen refleksi günün somut koşulları içinde yeniden anlamlandırmaktır.

Kamusal alanın bütünüyle tasfiye edilmek istendiği, burjuva hukukun kendi kurumsal zeminini bile tasfiye ettiği mevcut siyasal iklimde; Gezi’nin bizlere bıraktığı en büyük miras, yan yana gelişlerin ve örgütlü dayanışmanın kurucu gücüdür.

Tam da bu noktada, dün Gezi’de meselenin sadece “üç beş ağaç” olmaması gibi, bugün de mesele sadece bir siyasi partiye sahip çıkmanın ya da onun kurumsal varlığını savunmanın çok ötesindedir. Mesele; toplumsal muhalefetin kurumsal labirentlere, mahkeme salonlarına ve sandık aritmetiğine sıkıştırılarak bütünüyle felç edilmek istenmesidir.

Siyaseti toplumun elinden alıp egemenlerin teknik bir mülkü haline getirmeye çalışan bu hamlelere karşı Gezi; bize siyasetin asıl kurucu öznesinin sokakta, kampüste, fabrikada ve hayatın tam içinde yan yana gelen halk iradesi olduğunu hatırlatmaktadır. Bu hafızayı diri tutmak, baskılara karşı bilimin, sanatın ve emeğin safında yer almak her birimizin tarihsel görevidir.

Eşit, özgür ve adil bir geleceği hep birlikte inşa edeceğimize olan inancımızla…

Yaşasın Gezi Direnişimiz